-Ben ciddi ciddi blog yazıyorum artık ya. Bir ara günlükten haftalığa, sonrasında aylığa, ardından da yıllığa dönüşmüştü. İyi iyi böyle.
-Vivaldi La Minör bitti, inanamazsın. Evet bitebiliyormuş, gördüm.
-Uzun bir aradan sonra kendime Feridun Düzağaç yüklemesi yapıyorum. Tabi dozu fazla kaçırmamak lazım. Sonu depresyondur, mazallah!
-Lunaparka gitmeyi özledim. Şöyle deli gibi çığlık atabilmeyi. Bu saçma olgun halimden kurtulmalıyım. Hoş saçma olgun bir halde de değilim, ne haldeyim, bilemedim!
-Bugün radyo dinlerken Piazzola'nın Oblivion'u çalmaya başladı, heyecandan ve sevinçten ölünebilir bir andı benim için. Oblivion'a doğum parçam diyorum ben. İlk defa doğum günümde ve canlı dinlemiştim. Gözler dolu dolu :) O yüzden çok çok ayrı bir yeri vardır.
-Youtube'dan çeşitli ülkelerin ninnilerini dinledim, ne kadar tatlı ve harika şeylerdir onlar yahu!
-Hayat büyüdükçe zorlaşıyormuş, evet yaşıyorum! Bazen herşeyin içinde boğulacakken, bir duygu, bir melodi, bir söz o kaosun içinden çıkarabiliyor beni.
-Ne kadar güzelmiş öğrenci olmak. Hayata atladık bodoslama, her zamanki gibi.
- Bu durumu şöyle özetleyebiliriz: "La minör'üm ama aslında Do majör gibi hissediyorum!" Bu ne diyebilirsiniz, ama böyle hissediyorum işte, ötesi berisi yok.
-Vivaldi La Minör bitti dedim ama yeni bir La Minör konçertomuz var, Accolay'ın. Akıllara zarar!
-O zaman bize iyi La Minör'ler!
-La olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
-Saçmalarım arada, boşver! Sen de saçmala! Hayat saçma zaten!







.jpg)















.jpg)
.jpg)
.jpg)




