Pazartesi, Mayıs 19, 2008

In that case...

-Çok yoğun ve yorucu bir haftaydı blog.

-Ama güzeldi galiba.

-Geçen haftasonu kuzi geldi,bir sürü film izledik.

-Bu hafta keman kursu da yoktu,garipsedim,seviyorum provaları:)

-Solfeje de tembellik yapıp gitmedi bu kız.

-Cuma günü Safiye,Sevim ve Şükran ile bir psikologa gitti staj görüşmesi için.Beklediğinden daha iyi karşılandı ve ilgilenildi.Evet blog, bu kız yazın süper bir yerde ve süper bir şekilde staja başlıyor.Baya baya her türlü terapiye girecekler artık ve daha da önemlisi çalıştığımız psikolog uzun süreli bir şeyler düşünüyor.Gittiğimiz yer aynı okuldan mezun bir kaç arkadaşın ortaklaşa açtığı bir yerdi ve tabi bu bizi gaza getirmedi değil.Olabilir aslında diyerek ayrıldık ordan.Şapşal gibiydik,evet hem Çapa'da hem de ,o muayeneanede terapilere girecek ve her ay toplanıp genel olarak gidişata bakacaktık.Ayrıca bu kızın henüz görüşmeye gitmemiş olsa da Cerrahpaşa'da da bir profesöre konferans,makale ve deneylerinde yardımcı olma gibi bir ihtimali var.İki yerde birden inşallah.Yoğun ve güzel bir yaz bizi bekliyor:)



-Tabi biz Cuma günü,doktorun yanından çıkıp,şapşal şapşal ve çok mutlu bir biçimde Taksim'de dolaşmaya başladık aylak aylak.O sırada Sevim'in bir arkadaşı Cemal Reşit Rey'deki Göksel Baktagir konserini haber verdi.Konserin başlamsına 5 dakika kala napsak diye Akm'nin önünde tartışırken,gitmeye karar verdik.Biraz geç de olsa yetiştik.Muhteşem bir konserdi,huzur çöktü üzerimize,kalkıp oynayasımız geldi.Konserin sonunda Nedim Nalbantoğlu'nu çağırdı sahneye Göksel Baktagir,Çılgın kemancı olarak.İzlerken anladık neden çılgın dediklerini,gerçekten çılgındı,ne sesler çıkardı o kemanla öyle,anlatılmaz yaşanır diyorum:)



-Kısacası süper bir geceydi canım:)

-Incubus'un Love Hurts şarkısını sevdi.

-Big Fish'i izledi.Çook çok beğendi ve sonunda da salya sümük ağladı,aslında film ağlanacak bi film değildi.Sadece canı ağlamak istemişti.Safiye filmi izlemeden kendisine "Edward gibi bir kocan olmasını isteyeceksin." demişti.Çok haklıydı.Neyse canım ne de olsa filmdi.Big Fish'i izleyince aklına yunus kolyesi geldi,o kolyeyi şanslı kolyesi olarak ithaf etmişti.
-Süleyman'ın deneyine katıldı."Yaptığım yemekleri beğendiniz mi?"."Ankara Türkiye'nin başkentidir."Bu cümleler zihnimde baya bi yankıandı yalnız Süleyman söyleyeyim,hatta arkadaki tabak kaşık sesi bile,ehehee:)

-Bu havada hasta oldu bir de,kendisini de bunun için ayrıca tebrik etti,hatta plaket de verecek.

Perşembe, Mayıs 15, 2008

Dünya Böyle Olmalı...

-Bilmem ki nasıl olmalı.
-Şarkılar insanı ağlatmamalı.
-Ağlayınca nolacak ki dememeli.
-Kalkıp o camı açmalı.
-Feridun Düzağaç bu kadar içten yazmamalı bu şarkıları.
-Sürekli gülmeli.
-Her gün keman dersi olmalı,okul olmamalı.
-Yorulmamalı,bıkmamalı...
-Hayattan bezmemeli.
-Boşluğa düşmemeli.
-Hayattan bir şeyler beklememeyi öğrenmeli.
-Konserlere gitmeli.
-Düşünmemeli.
-Hayal etmeli mi,etmemeli mi?
-Hayal ederken korkmalı mı,korkmamalı mı?
-Soru işaretleriyle baş edebilmeli.
-Daha cesur olmalı.
-Geçmişte cesaretsizliği yüzünden kaybettiği onca şeyi hatırlamalı.
-Saçmalamalı.
-Abartmamalı.

Perşembe, Mayıs 08, 2008

Konusuz

-Sevgili okur,evet evet sen!!Bu yazının bir konusu olmasını bekleme,bak uyarıyorum şimdiden,okuma hatta istersen!!Ama ne zaman yazılarımın konusu oldu ki??

-Alakasız bir zamanda,alakasız bir yazıyla burdayım yine.Evet canım sıkıldı.

-Ben her şey çok iyi gittiği zaman korkan insanlardanım blog.

-Kendi kendime hayatın çelişkilerini sorguluyorum saçma sapan bir biçimde.Sonuç mu??Tabi ki bir sonuç yok.Mesela neden ben deli gibi istediği halde radyoda bir Feridun Düzağaç şarkısı çalmaz da,ben depresyondayken arka arkaya hepsi çalar??Daha fazla göçmem için mi?Kesinlikle öyle, hatta Killing Me Softly!!

-Sorguladığım başka bir şey de "Gerçek miydi tutunmaya çalıştıklarım" cümlesinin de anlattığı gibi zamanında hayata tutunduğum şeyler...

-Otobüste camın açık olmasını seven insanlardanım ben.Tabi hava aşırı derecede soğuk olmadığında.Herşey ne güzeldir,yavaş yavaş eser rüzgar,saçlarınızı uçuşturur,bir de güzel bir müzik çıkar o sırada,her şey iyidir.Sonra önünüzde oturan ve büyük ihtimalle saçımı yeni yaptırdım şimdi uçuşup bozulmasın mantığında olan bir zat şak diye kapatıverir camı.Ne rüzgar kalır ne de iyi bir şey.Dedim ya her şey çok iyi gittiğinde korkan insanlardanım ben,biri çıkıp böyle şak diye kapatır camını,engeller iki gıdımlık rüzgarı da...

Cuma, Mayıs 02, 2008

Film Film Film........

-Ben daha demin masamda güzel güzel ders çalışmaya çalışırken,kendimi burada buluyorum birden, nedendir bilinmez.İşte bu bahar tatilindeki bütün olayım bundan ibaretti,kendimi bilgisayar başında film izlerken bulmak,hatta dedim hep bahar tatili olsa da ,hep film izlesek.Bu hafta izlenen 5 filmden 4'ü Tim Burton imzalıydı.Kendisinin hayranıyım,delisyim.Ki hele gözde oyuncusu ve yakın arkadaşı Johnny Depp'le bir araya gelince tek kelimeyle harikalar yaratıyor.Son filminde daha iyi anladım bunu.En beğendiğim film o film olduğundan en son ondan bahsedeceğim:)

-Evet 5 filmden Tim Burton imzalı olmayanı ise izlemediğim için kendimde büyük bir eksiklik olarak gördüğüm Amelie idi,ki gerçekten öyleymiş.Müziklerinin hastasıydım,filmin de olduk şimdi.Çok tatlı bir film canım,izlemeyenleriniz varsa izleyin mutlaka.

-Filmdeki, evdeki gerginlikten dolayı sürekli kendini akvaryumundan atıp intihar etmeye çalışan psikopat balığı çok sevdim:))Bir de kızın sürekli hayatı kaçırıyor olması,pek bir tanıdık geldi.


-Amelie'nin sinemaya gittiğinde insanların yüzlerini incelemesi ve ayrıntıları yakalamayı sevmesi de çok tanıdık geldi:))Fransız filmlerini seviyorum:)

-Diğer bir film de Beterböcek'ti.Çocukken izlemiştim aslında, ama hatırladılarım çok silik olduğu için bir kere daha izlemek istedim,çocukken de sevmiştim ve hala seviyorum:)

-Diğeri ise yine Tim Burton imzalı Sleepy Hollow (Hayalet Süvari).Johnny Depp diyorum daha ne diyeyim.Yalnız adamın filmde en ufak bir şeyde zırt pırt bayılması içimden "Adam cinayeti çözemeden psikolojik olarak göçtü zaten." gibi bir yorum yapmama sebep oldu.Komik ve içtendi:))

-Veeeeeeee işte mükemmel bir film.Sweeney Todd:Fleet Sokağı'nın Şeytan Berberi.Hayatımda hiç bu kadar harikla bir dehşet filmi izlememiştim.Filmin müzikal tadında ilerlemesi ayrı bir güzeldi zaten.
-Bu adama hayran kalınmaz mı şimdi,karizma ve mükemmel bir oyunculuk.Filmde psikopat bir adamı canlandırıyor.Ama kendine göre sebepleri var.Tabi bu sebepler bu kadar aşırıya kaçmasını gerektirir miydi bilemem:))Bir de Sweeney Todd rolünde başka birini düşünmeye çalıştım,hayır olmadı.Johnny Depp'ten başkası yapamaz gibime geldi,siz ne düşünürsünüz bilmiyorum:)Adamın rolden role bu kadar kolay ve harika bir biçimde bürünebilmesi ve hiçbir rolün üzerinde kalmaması takdire şayan bence:))Alan Rickman da mükemmeldi tabi:))

-Filmi izlerken yaptığım bütün tahminleri doğru çıkması,beni bile şaşırttı (Zekiye'ye Kavak Yelleri olayını hatırlatmak istiyorum ama ben İbrahim'den kopya alıyordum tabi,ehheee:)).Yahu bu filmi mutlaka izlerin derim ben,Tim Burton'ın en iyi filmi olmaya adaydır bence:))
-Bir de Charlie'nin Çikolata Fabrikası'nı izledim.O da pek tatlıydı canım:))

-Evet film muhabbetinden sonra biraz da gerçek dünyaya dönelim:))Geçen gün pazara gittim.Evet yanlış okumadınız pazara gittim:(Bildiğin pazar ortamı ,ne olabilir ki,ayrıca pazarlar insanlara alışveriş çılgınlık ve manyaklıklarının gözlemlenebildiği en iyi mekanlardır bence:)Neyse efendim,hani bilrsiniz pazarlarda,kesekağıtlarının üzerine ne sattılarını ve fiyatlarını yazarlar (sanki ben ne sattığını göremiyorum,okumadan anlamam),ki genelde bunları yanlış yazarlar,misal domates yerine domatis gibi.Heh,işte ben bu domatesin domatös halini görmüş bir insanım,yahu domatis'i anladık,tamam anlamadık belki alıştık diyelim ama domatös ya domatös yani!!!Tabi bir de "Organik tatı var" gibi bir uyarı da vardı üzerinde.Heyt be!

-Bu arada geçen gün gazetede okuduğuma göre akordu bozulmayan,daha doğrusu bozulduğunda otomatik olarak akordu kendi yapan bir gitar üretmişler.Ne süper değil mi,bunun keman versiyonunu da yapar mısınız,lütfeen:))

-Bir de ilk olarak Björk'ten dinlediğim ve çok beğendiğim Gloomy Sunday şarkısı meğersem Tori Amos'a aitmiş.İkisi de çok güzel söylüyor bence:))

-Badem'in "Geceyedir Küsmelerim" parçasını dinlemenizi de tavsiye ederim ayrıca:))

Pazartesi, Nisan 28, 2008

Kireçburnu

-Çarşamba günü bugün 23 Nisan neşe doluyor insan diyerekten,birkaç gün önceden liseden 5,6 vatandaş bir buluşma ayarladık,ya da buluşamama mı demeliyiz bilmiyorum.Haticeye değil neticeye bakarımcı bir insansanız,netice şudur ki,buluşmada sadece Ceren ve ben vardık(cümleye koş).Kısacası herkesin son dakika işi çıktı ve fena biçide ekildik azizim.Bundan sonra buluşma ayarlamak mı,asla,görüşmek isteyen arar abi,bu kadar,nokta!!!


-Asıl plan Beyazıt'ta buluşmaktı ama baktık hava güzel,deniz güzel,yelken yeter bize,Bebek'e gitmeye karar verdik.Otobüse bindik,Emirgan'da inelim dedik,sonra kararsızlar tayfası olarak bu sefer de Kireçburnu'na gittik.Hava mükemmeldi gerçekten.Kireçburnu fırınından alınan sıcak poğaçalarımızı yedik deniz kenarında.Konuştuk,güldük,özlemişiz.Baya bir yürüdük sonra.


-Ardından Bebek'e geri döndük,amacımız ve hedefimiz dondurmaydı.Hayatımda ilk defa dondurma sırasına girdim yahu:)
-Trafik öldürücü bir haldeydi.Elimde olsa inip Taksim'e yürürdüm yani.Hatta Bebek'e dönerken Ceren'le otobüsten indikten sonra,dondurmalarımızı yer,biraz gezer,yine gidip aynı otobüsü yakalarız gibi bir düşünce vardı aklımızda.


-Sanki neden sınavlar varken hava çok güzel olur da,tam tatil zamanı bu kadar kötü bir hale gelir?
-Bir de neden bu kız tarihleri karıştırır,hocasının konserini bu hafta zannedip sevinmişti halbuki,meğersem geçen Cuma'ymış,bunu farketmesi yıkım oldu.
-Evet bahar tatilindeyiz,ama hava pek baharımsı değil sanki.
-Yahu bir de bu babetler niye bu kadar abuklaşmış canım,ya güzelim babetin üzerinde dana kadar altın sarısı bir toka.Hiç sevmem.Bez babet devrimi yapacağım haberiniz ola!!Yahu çok mu zor,siyah ve düz, deri,tokasız bir babet yapıp satmak.

-Geçen learning dersinde depresyona sebep olan şeyin aslında klasik koşullanmadaki çok ufak bir eşleşme olduğunu anladım ve şaşırdım,ufacık şey nelere sebep oluyor dedim kendi kendime.
-Varsın yoksun
Sen sarhoşsun
Aşktan böyle korkmak niye...
-Keman konusunda bazen umutsuzluğa kapılıyorum çok fena?Kapılmalı mıyım peki?
-Kapılmalı mı
Kapılmalı
Kapılma
Kapıl...

Pazar, Nisan 20, 2008

Çok Fotoğraf Göz Çıkarmaz!!

-Ya aklımda yazacak milyonlarca şey oluyor ama yazmaya başlayınca gidiyor hepsi,tövbe tövbe!!Bunadık azizim!!


-Yarın bahar tatilinden önceki son sınavımı da olup, kendimi azad edeceğim.

-Ben küçükken maviye vami dermişim blog biliyo muydun?Nerden bilcen!!
-Evet bu hafta yine neuroscience sınavımız vardı.Hazır kendimizi yeni yeni toparlıyorken,tekrar dağıttık.Sınav sonrası halimdir fotoğraftaki,dağılmıştım cidden.Bu kadar kötü bir sınav geçmedi, geçemez yani:((

-İşte üniversite hayatının kısa bir özeti blog.Bir de otobüste radyo dinlerkene,daha önceden hiç dinlemediğin bir şarkı çıksa ve sen içinden ne kadar da Feridun Düzağaç tınısı var,bak onun şarkıları gibi başlıyor gibi bi şey düşünsen ve ardından Feridun Düzağaç o sıcak sesiyle şarkıyı söylemeye başlasa ne hissederdin?Evet ben de çok mutlu oldum:))

-Bak bu da neurosceince sınavından önceki hal,kafayı yemişim ve suratımda "Ne halt yicez abi bu sınavda" gibi bir ifade var.

-Evet bence de,yeaaahh!!:))

-Tamam anladık,sınav öncesi durumları!!

-Di mi ,di mi!!!

-Bu da yeni başladığımız yağlıboya tablosu,çabuk ilerliyor kendisi ve bir önceki resme göre daha çok sevdim bunu,alınmasın ama öyle ,napayım!!

-Güzel bir gün batımı!

-Learning kitabımızın kapağı da çok cooldur yahu!!

-Evet yine gün batımı!

-Ders notu, ders notu,kitap,sınav,deli manyak!!

-Ve uzun zamandır oturmadığım petekler!!

-Az yazı çok fotoğraf şeklinde bir yazı oldu,sevdim kendisini,gözüm tuttu seni evlat.Çekilebilirsin!!

Pazartesi, Nisan 14, 2008

Expo



-Hey blog yine ben,hayrola başkasını mı bekliyordun??

-Ah ya içimde nasıl bir Bebek'e gitme arzusu var biliyor musun ama sınavlar sağolsun bırak Bebek'i, evden çıkamaz hale getirdi bizi,amaan be,kaç defa gelicez bu dünyaya:)
-Evet benim yine neuroscience sınavım var,halbuki yeni olmuştuk daha değil mi,daha yeni toparlamıştım kendimi ve şimdi yine aynı kabus,haaayıırr!!


-Bu Cumartesi solfej dersinde Expo fuarının tarihini ve önemini öğrendim ve tabi ki müzik üzerindeki etkileri.1889'da yapılmış olan Expo mesela (tabi o zaman Expo değil adı Dünya Fuarı'ymış),Fransız İhtilali'nin 100. yılı olduğu için Paris'te yapılmış ve bugünkü Eyfel Kulesi bu fuar için dikilmiş.Halk biz bu demir yığınını istemiyoruz diyerek ayaklanmış ama zamanın belediye başkanı fuardan sonra yıkılacak diye sakinleştirmiş milleti,ki görüyorsunuz hala orad:) Bu fuar için her ülkeden müzik adamları da geliyormuş ve tabi Osmanlı'nın Mehteran Takımı.Mehteran Takımı'ndaki develerin üzerinde çalınan davullardan Batı' nın haberi yok tabi daha.O fuarda görmüşler ilk ve tınısını çok beğenip,orkestralarda kullanmaya başlamışlar.
-Tanju Duru'nun "Yedi Eylül" parçası, hayatımın fon müzikleri listesine girdi.Özellikle sınav zamanları "kaç diyor hemen,bırak hayatını" ksımı çok cazip ve güzel gelmekte kulağıma...

-Seviyorum solfej derslerini:)


-Bu sene sonunda yine konserimizi olacakmış,ne güzel,parçalar da pek güzel ama güzel olması korkutuyor beni,o kadar güzeller ki benim onları çalabilmem imkansıza yakın bi şey!!



-Derslerde dersi dinlemek yerine defterimi karalamaktan vazgeçmem lazım artık:(

Perşembe, Nisan 10, 2008

Bir Fincan...



-Hayatımda bir değişiklik yapıp hafta içinde blog yazayım dedi bu kız.

-Bugün 11'de sınavı vardı,evden Taksim'e yaklaşık 1 saatte gitti,sonra bi baktı Taksim yine trafiğe kapalı,yahu bu filmi daha kaç bin defa izleyecekti ki,sevgili polis bey trafiğin 12'ye kadar kapalı olduğunu söyleyince içinden bir sinir dalgsı yükseldi ama sakin olmalıydı,otobüsler aşağıdan dönüyorlar dedi polis memuru.Kendisinin aşağı kavramı biraz farklı olacak ki,aşağıdan kastettiği yer tam olarak Beşiktaş'tı ve bu kızın sınava yetişmek için sadece yarım saati vardı.Taksim'den Beşiktaş'a koştu resmen,eski dost 43R'ye rastladı sevindi,sınava da 20 dakika geç girdi.Evet bakalım bir dahaki hafta hangi sebeple kapatacaklardı Taksim trafiğini.Canımız sıkıldı,bi trafiği kapatalım dedik sebebiyle ya da bundan sonra geleneksel olarak haftada bir gün "Taksim Trafiğini Kapatıp İnsanları Delirtme Bayramı" olarak kutlanacaktır gibi bir sebeple de çıkabilirler tabi.

-Yarın bu kızın yine sınavı var ama hiç çalışmıyor,içinden çalışmak gelmiyor,şu an içinden gelen şey deniz kenarında yürümek.

-Şebnem Ferah'ın Değirmenler şarkısını dinliyor ve depresyonun adım adım yaklaştığını hissediyor,şarkıyı kapattı ve depresyonu kovdu.

-Yeni bir resim yapmaya başladı,kendini yenilemek istedi.

-Eee şimdi de Feridun Düzağaç başladı,depresyonun adımları hızlandı.

-"Hava güzel,deniz güzel,yelken yeter bize" diye şarkı söylemek geliyor içinden.

-Niye böyle anlamsız bir yazı yazdığını kendisi de anlamıyor.Anlamaya çalışmaktan yoruldu,biraz da onun anlaşılmaya ihtiyacı var,seni anlıyorum lafına değil,seni anlıyorum bakışlarına...

-Çalışma masamda asılı duran "Keep Smiling" yazan ve suratında kocaman bir sırıtışla duran sarı bir kart bana bakıyor.Halep Pasajı'ndaki Liman'dan alınmış,yanında da gül rengi bir misket hediye edilmiş.Ama içinden gülmek gelmiyor şimdi.

-Ağlayacak bir omuz arıyor,bizde kalmamış sizde varsa bi fincan alabilir miyiz acaba?

-Davranış Fizyolojisini anlamak istiyordu ama ezberlemek istemiyordu,sınanmaktan yorulmuştu artık.Öğrendiklerim bana kalsın lütfen.

-Patlamak üzere....

Pazar, Nisan 06, 2008

Papa Vakası-2(Devamı Çekilmez İnşallah)

-Aslında yazıyı yarın yazmaya karar vermişti ,henüz fotoğrafları bilgisayara atamadı,ama yazısını bu akşam yazayım,fotoğrafları da yarın eklerim diye düşündü.

-Garip bir ruh haliyle geçen birkaç günden sonra,Perşembe günü,bu kız okuldan çıktı,manyak ötesi bir trafik vardı.2 saatte Taksim'e geldi,hatta gelemedi,çünkü otobüs Gümüşsuyu'nda kaldı,o da inip yürüdü.Taksim'e geldiğinde bir an gözlerine inanamadı,meydan kapatılmıştı,her yer polis kaynıyordu.İşin daha da ilginç kısmı Athena orda konser vermekteydi.O an için tek önemli soru vardı,eve nasıl gidecekti?Etrafta otobüs yoktu.Çok uzun süre uğraştıktan ve bekledikten sonra otobüslerin kalkış yerini buldu,bu arada da Athena dinledi,şarkı sözlerine içinden binlerce karşılık verdi:

Athena:Mürekkep sıcak ama yazmadım...
Hanife:Ben yazdım canım,sen hiç merak etme,geçen konserden kalanları da biriktirip,onları da yazdım ,alıcam bunun intikamını...

Athena:Yaşamak var ya...
Hanife:Yok canım yaşamak falan,ne yaşaması,eve bile gidemiyorum.

-En komik ve ilginç olanı da annesiyle yaptığı konuşmaydı herhalde:

Hanife:Anne ya ben Taksim'de mahsur kaldım.Yok otobüs falan gelemiyorum.
Anne:Ne?Yine mi?Bu sefer nolmuş?

-Evet artık Taksim'de kalmak bir alışkanlık haline gelmişti ne de olsa.Evet bütün bunların sebebi Pekin Olimpiyatları için meşale yakma olayıydı.İçinden o meşaleyi bir daha yanmamak üzere söndürmek geldi.Yapılan organizasyona,daha doğrusu yapılamayan organizasyona da lanet okudu.

-3 buçuk saatlik bir yolculuktan sonra eve varabildi.

-Hala "Denizde Akşam" şarkısını çözmeye çalışmakta.

-Almanca dersinde kitapta yazılan o saçma mektuptaki Tiramisu isimli köpeğe karşılık ,Sevim'le yazdıkları mektupta köpeklerinin ismini Sütlaç koydular (hakiki Türk tatlısı:))

-"Solfej dersi=gül,eğlen,coş,öğren,ufkun genişlesin.... gibi bir denklem kurabilir miyiz?" diye düşündü bu kız.Evet kurulabilirdi.Bu Cumartesi solfej hocasının "Ne dinliyorsun?" diye sorması ve kızın verdiği "Süper Baba'nın müzikleri" cevabından sonra hocanın da o diziyi ve müziklerini çok sevdiğini öğrendi.Dizi müziklerinden bahsedildi.Bu hafta solfej dersindeki başka ufuk açıcı bir şey de ,hocanın anlattığı, dönemlerin politik yapıları ve bunların müziğe yansımasıydı.Kız ağzı açık kalmış bir biçimde dinledi.Bir nota gamından ,o dönemin siyasi yapısını çıkarmak mümkündü o zaman,evet mümkündü.Müzik böyle bir şeydi işte.Dünyada hiçbir şey olmasa,sadece müzik olsa,yine olurdu:))

Pazar, Mart 30, 2008

Dinicu



-Artık bu kızın blog yazıları,haftalığa dönüştü.Pazar günleri yazıyor,her Pazar.

-Kötü bir hafta ve kötü günler geçirdi, gerçek arkadaşlar sayesinde hala ayakta,sağolun.

-Bu hafta okulun manzaralarında daha çok oturdu.


-Cuma günü çok kötü bir gün geçirdi,morali çok bozuldu ama akşam ne olursa olsun hocasının konserine gidecekti.İçinde konser çok iyi gelecekmiş gibi bir his vardı.Zehra'yla buluştu,konuştu,konuştu,dinledi,rahatladı biraz daha.Konser öncesi hocasını gördü.Konser yine mükemmeldi.Bu kıza ve Zehra'ya,o akşam çalınan her beste çok duyguluymuş gibi geldi.Dokunsalar ağlayacaklardı yani, o derece.



-Asıl mükemmel sürpriz konserin sonundaydı.Oğuzhan Balcı konuşmaya başladı.Daha önceden çaldıkları bir parça çok beğenilmiş ve tekrar çalınması için bir sürü telefon gelmişti.Kızın içinde "Dinicu,lütfen Dinicu" sözü geçti.Sonra Oğuzhan Balcı "Macar besteciden" dediği anda kız sevinç çığlıkları attı resmen.Evet ,evet hiç bu kadar mutlu olmamıştı.Kendini kötü hissettiği her an karşısına çıkan bu şarkı,yine yapmıştı yapacağını,moralini bir anda yerine getirdi kızın.Parçayı suratında şapşal bir gülümsemeyle dinledi.Konser çıkışı yine her zamanki gibi suratlarında o şapşal gülümsemeden vardı.Seviyordu bu gülümsemeyi.Ve bu gülümsemeyi bu kızın suratına yerleştirebilen sayılı şeylerden biri de bu orkestranın konserleriydi:)İçinden teşekkür etti:)

-Optio Hanım'la konuştu,ona da burdan teşekkürü bir borç bilirim,sağol canım,iyi ki varsın ve lütfen kendine dikkat et:))

-Keman kursundan ilk senenin sertifikasını aldı.





-Solfej dersinde yine çok güldü,hatta hiç bir derste bu kadar çok gülmemişti.Sınıf komik,hoca da ayrı bir komik olunca gülmemek imkansızdı tabi:))Seviyordu solfej derslerini de.


-Bu sene erkenden pes etti,ders çalışmak istemiyordu artık.Tek istediği biraz huzurdu,sahil kasabası,deniz falan işte..



-Bu senenin konser parçalarından biri eline geçti, "Kaptanzade Ali Rıza Efendi'den Denizde Akşam".Şarkı çok güzeldi,hocası parça parça çalmış olsa bile çok beğendi,çok şey ifade etti ama kendisi çalmaya çalışınca hiçbir şeye benzemediği için,hiçbir şey de ifade etmedi.Ama olacak inşallah,henüz bu konuda pes etmedi.

Pazar, Mart 23, 2008

Hayat Sevincim Katledilmiştir!


-Bu hafta Çarşamba gününe kadar öldürücüydü biliyor musun?Hayatında hiç bu kadar stres yapmadı bu kız kendine.Çarşamba hem almanca, hem de neuroscience sınavı vardı bu kızın.Bir gece önce rüyasında spinal cordlar,thalamuslar gördü,hatta almanca sınavında,hatları karıştı."Yok bu neuroscience daydı yahu"diyerek kendini milyon defa uyardı.
-Almanca sınavı berbat geçti,neuroscience da öyle.Artık napsındı yani.Bezmişti,bu sınav hayat enerjisini alıp götürmüş,depresyona sokmuştu bu kızı.Eve gelip ders çalışacağı yerde ya ağlıyordu,ya da uyuyordu.Bıraktı kendini artık.Önemli olan geçmiş olmasıydı.
-Ertesi gün otobüste okula giderken radyo dinlemeye karar verdi.Radyoda birinin kurduğu "Evet bariyer kuruyorlar" cümlesine ,beyni otomatik olarak "Evet astrocyetlar onlar,axon'un büyümesini engelliyor zıpçıktılar." gibi bir cevap verdi.Deliriyor muydu ne?

-Perşembe gününe de yetiştirmesi gereken bir de ödevi vardı,onu da halletti.Üstelik o gün Optio Hanım gelmişti okula.Onunla da görüştü.Oturup sohbet ettiler bir güzel.Çok sevdi bu kız, Optio'yu.Emir'in baktığı fala hayran kaldı.Müzikten konuşuldu.Sohbet güzeldi.Gün de güzeldi.Hepsine teşekkür etti buradan.

-Bu hafta neredeyse eve hep geç döndüğü için ve havalar bir türlü denge kuramadıkları için,çok üşüdü ,titredi hatta.Sonunda da hasta oldu zaten.Dün solfej dersine de gidemedi.Vücudu bu kadar soğuğu ve stresi kaldıramamıştı.

-Cuma günü de Safiye,Şükran ve Sevim Hanımlarla Taksim'e yemeğe gidildi.Bir bakıma kutlama yemeğiydi.Neuroscience sınavından kurtulmuş olma yemeği.Ne kurtulması 16 Nisan'da aynı çile ve eziyet yine vardı.Ama şimdi moral bozmaya gerek var mıydı?Hiç zannetmiyordu.

-Aslında kız Cuma günü çok heyecanlıydı.Çünkü Taksim'de yemek yendikten sonra çok ulvi bir görev için Tünel'e gidildi.Yeni bir keman alacaktı kendine.Çok uzun zamandır bu anı bekliyordu.Kemanı aldığı amcayı önceden pek bir sevmişti zaten.Yine çok ilgilendi sağolsun.Keman alındı, çok da mutlu oldu.Eve geldi ve hemen denedi kemanını, evet çok sevmişti ama telleri daha yerine oturmadığı için bazen garip sesler çıkabiliyordu.Ama her şey zamanla olacaktı,herşey zamanla...

-Hafta sonu hep yattı evde,hastalığından dolayı ,ama artık iyi.

-Yaptığı resim artık bu haldeydi,artık bu hafta bu resmi bitirebileceğini umuyordu.(ilk fotoğraf)
-Kendini bazen anlamsız yere kötü hissediyordu.
-Sıkıldığı bazı şeyler vardı,sakındığı ve çekindiği...
-Almanya'ya gitmek istiyordu garip bir biçimde.Özellikle Liepzig'e,kendini çeken bir şeyler vardı o şehirde.Almanca dersinde de hep ona denk geliyordu zaten.
-Neden bu dünyadaki herkese yardım edebilirken,kendine edemiyodu.Psikolog olmanın handikapı mıydı ki bu?Gerçekten "Terzi kendi söküğünü dikemez" miydi? Niye böyle bir atasözü vardı ki.
-"All the lonely people
Where do they all come from?
All the lonely people
Where do they all belong? " (Beatles'ın Eleanor Rigby şarkısından aldı,dinlemenizi de tavsiye etti.)
-Sıkıldı...

Cumartesi, Mart 15, 2008

Ayla Erduran,Akbank Oda Orkestrası


-Baya uzun zaman olmuş yahu yazmayalı.Bu hafta bu kız için lanetli bir haftaydı blog,anlatacak çok şeyi birikmiş sanırım.
-Önce Çarşamba'dan başlayayım.Çarşamba günü okulda "Akbank Oda Orkestrası ve Ayla Erduran" konseri vardı blog.Bu kız da haftalar öncesinden planlamıştı bu konsere gitmeyi.Ayla Erduran'ı izlemeyi herşeyden çok istiyordu.Ama hayat bu kızın,o konsere gitmemesi için bütün oyunlarını oynayacaktı.O sabah tk dersi vardı sabah 9'da,otobüse bindi Paşa'dan,Taksim'e kadar ayakta gitti,çok fena da başı dönüyordu ama ayakta durmaktan olmuştur belki diyip devam etti yoluna.Hisarüstü arabasına binip oturdu ama oturduğu halde başı dönemeye devam ediyordu,dayanamdı Yıldız Teknik'in orda inip eve geri döndü,her an bir yerde bayılıp kalabilirdi.Eve gidip dinlendi,kendine geldi,bir şeyi kalmayınca saat 1'deki almanca dersine yetişti.Zaten Çarşamba günleri lanetliydi,bir önceki hafta da sabah tk dersi olduğunu unutmuştu.Okula gidince "Hay gelmez olaydım" dedi kendi kendine.Çünkü bir dahaki hafta çarşamba için iki sınavı ve iki ödevi olduğunu öğrendi,ki bu sınavlardan biri bir ömre bedel olan neuroscience sınavıydı.Yıkldı.Ama pes etmedi,bu konsere gidecekti.Bütün herşeyi bir kenara bıraktı,eşyalarını da Yasemin'in evine.Yasemin'de yemek yendi,bir güzel gülüp eğlenildi.Sonra Sevim Hanım'la buluşulup Albert Long Hall binasına gidildi.Esra Mungan'la karşılaştı,Ercan Alp da konserdeydi.Süleyman Bey'i gördü.Albert Long Hall'u hiç bu kadar dolu görmemişti ve coşkulu:)

-Konser başlamadan önce Ayla Erduran ve hocası David Oıstrakh hakkında küçük bi belgesel hazırlanmıştı.Sonra Akbank Oda Orkestrası çıktı.Stamitz'le başlandı konsere.Şef Cem Mansur çok sempatikti.Sonra Ayla Erduran çıktı sahneye tüm ustalığı ve güzelliğiyle.Çok yaşlanmıştı,merdivenleri zor çıktı.Yüzünde içten ve çok duygulu bir gülümseme.Alkış fırtınası koptu salonda,benim de içimde bir şeyler.Kreisler çalmaya başladı önce,kemanı çalmaya başlayınca o Ayla Erduran gitti bambaşka bir Ayla Erduran geldi,20 yaşında ama ustalığını her notaya yansıtabilen bir insan.Suratında hala o mükemmel ifade,hissederek çalmak budur dedirtti ordaki herkese.O an bu kız zamanın Ayla Erduran için ne ifade ettiğini merak etti( ki sonrasında Esra Mungan'ın da aynı şeyi düşündüğünü öğrendi).5 yaşından beri keman çalan bir insan,hayatını adamış,yaklaşık belki de 60 senedir keman çalmakta,çalarken o maharetini gören herkes Ayla Eduran'ın kemanla yaşadığını anlayabilirdi.

-Şarkı bitti,sonrasında Dvorak ve Brahms'la devam etti.Her şarkı bitiminde salondan bravo sesleri ve bitmek bilmeyen alkışlar yükseldi.Ve Ayla Erduran sahneden indi ama inmeden çok uzun süre alkışlandı.

-Sonrasında Cem Mansur çalacakları parçalar hakkında bilgi verdi,bestecilerin hayatlarından ve ilginç ölümlerinden bahsetti.Çok tatlı bir insandı.Enerjik ve tam bir müzik adamı.

-Hayat oyunlarına konser sırasında devam etmiş,konserdeyken bir de deprem olmuştu ama tabi ki hiç kimse hissetmedi bunu:))

-Yine suratında şapşal bir gülümseme çıktı konserden kız.Yasemin'e gitti. Konuştular,konuştular,yediler,içtiler,sonra yine konuştular,güldüler.

-Cuma günü bu kız Paşa'dan Taksim'e tam 1 buçuk satte gitti(eylem sağolsun)(ki 20 dakikalık falan bir mesafedir)Yolda her şeye lanet okudu resmen,ne de olsa bu hafta lanetliydi.Son dakikada derse yetişti.

-Bugün solfej dersinde çok eğlendi.

-Artık beyinle ilgili bir şey görmek istemiyordu.




-Herkes dinlesin Ayla Erduran'ı ve Akbank Oda Orkestrasını,dinlemediyseniz çok büyük eksikliktir söyleyeyim,her konserlerine gitmek isteyecek derecede gaza geldi ve beğedi bu kız.Konserden sonra bi ara okulu bırakmaya karar vermişti hatta "Yetti be abi!" diyerekten.




-Safiş'in doğum günü kutlandı.

Cumartesi, Mart 08, 2008

Gloomy Sunday



(bu resmi çekerken o çok sevdiği Hora Martisorului'yi dinlemekteydi)


-Okul yeni açıldı ama bu kız sıkıldı bile blog,napcak bu kız kendisiyle??



-İlk resim dersine de girdi.Çok mutlu.Geçen dönemden yarım kalan yağlıboya tablosunu görünce daha bi mutlu oldu.Onu hemen bitirip yenisine başlamak istiyor.Şükran ise henüz sadece tuval üzerine zemin atmış olmasına rağmen strese girdi,hatta dersi bırakmaya kalktı:))Deli Şükü:))


-Kemanda sanırım Suzuki'nin ikinci cildini de bitirdi.Ne güzel:)Geçen gün aklına keman kursunun seneye biteceği geldi ,çok kötü hissetti kendini,bitmesini istemiyordu,çünkü hayatındaki en güzel şeylerden biri,hatta en güzel şeydi keman ve keman kursu.


(bu çiçeklerin rengini çok beğendi.)


-Keman hocası sayesinde,kişilik analizi yapma konusunda baya bir ilerleyecekmiş gibi hissetti:))Önceki hafta kendi analizini yapmasını isteyen hocası,bu hafta da yazdığı notalardan bir analiz çıkarmasını istedi.Sanırım çıkarabildi de:)Hocam artık yapabiliyor bu kız,vallahi:))


-Bir de bu kız annesini arayıp "Anne ben İtalya'ya taşınıyorum." demek istiyor.Sonrasında da biliyor ki,annesinin reklamdaki gibi tek kelimelik bir hakkı olsa dahi,o kelimeyi hayır demek için kullanacağını:))Ama soru sormuyor ki bu kız,taşınıyorum diyor,tabi bi de hayal kuruyor.


-Bugünkü solfej dersinde verebildiği seslerden ve dikte çalşmasının ilk de olsa iyi olmasından mutlu oldu(bu arada dikte çalışamsında hoca piyanoyla iki ölçü halinde şarkıyı çalar,siz de duyduklarınızı nota olarak deftere yazarsınız.)Ki bir de hoca Çaykovski'nin Kuğu Gölü balesinin girişini çaldı ve bu kız da yazabildi.




-Hala vibrato yapamıyor,depresyona doğru adım adım ilerliyor.




-Otobüsle okula giderken,kadın ve muavin arasında geçen "Arkaya doğru yanaşalım biraz." "Kardeşim gidecek yer mi var?" bağrışmasının ardından,kızın gözleri bir adam takıldı.Adamın bakışlarını yakaladı ve içinde bu adam kesin fena bir biçimde bir şey diyecek dedi ve ardından adamın "Kardeşim insan taşıyorsunuz siz." şeklindeki kükremesini duydu.Evet adamın bakışlarından çakmıştı her şeyi.



-Bu Çarşamba bir şey çıkmazsa inşallah okuldaki klasik müzik konserine gidiyor." Akbank Oda Orkestrası ve Ayla Erduran",kesinlikle kaçmaz diyor.Artık o da konser vermek istiyor.



-Feridun Düzağaç'ın "Beni Bırakma" şarkısına çektiği klibi de izledi bu kız.Hayran kaldı klibe,çok tatlı buldu gerçekten,şarkı daha bi anlam kazandı sanki.Aslında hep anlamlıydı.
-Falih Köksal adlı efsane hocasının geçen dersinden çıktığında aklında milyonlarca soru vardı her zamanki gibi.Çünkü bütün ders "What is free will?" konusu tartışılmıştı. (yanlış anlaşılmasın ders, learning dersi:))Bütün ders free will tanımlanmaya çalışılmış ama kimse bir tanım getirememişti,tanımlayamıyorsak o zaman bu yok anlamına mı gelmekteydi,ki bu kız bilimin kendi içindeki en büyük çelişkisinin bu olduğunu düşünmekteydi.Kendimizi tanımlayamıyorsak biz de mi yokuz anlamı gelirdi bu.Derdini burada pek anlatamadı ama hala aklında bir sürü soru var böyle.
-İki gün boyunca birkaç arkadaşıyla oturup düşündüğü "performed by" türkçeye nasıl çevrilebilir sorusuna milyonlarca cevap aldıktan sonra,son noktayı keman hocası koydu.Kendisine minnettardır bu kız:))Teşekkürü de borç bilir:)Tabi cevap yazan herkese de teşekkürü borç bilir:)
-Bugün ayrıca Taksim'de Duygu Hanım'la buluşup,onu notalarına kavuşturdu.Teras Cafe'de birisi keman çalmaktaydı,içeri girip bakmamak için de kendini zor tuttu:)
*Herkese Björk'ten Gloomy Sunday'i armağan ediyor bu kız.Çok sever de bu şarkıyı.

Cumartesi, Mart 01, 2008

Tam Gaz!!

-Evet blog biliyorum uzun zaman oldu yazmayalı,ama bunu tartışmayalım şimdi yahu,biliyosun okullar açıldı.Bir de başımda neuroscience gibi bir ders var ki bu dönem ne yapacağımı bilememekteyim.Ders gerçekten çok ilginç,beyin falan ama,fena zorlayacak sanırım.Sanırım değil,eminim hatta:))Zaten hocanın ilk derste "Gözlerinize bakarak dersi takip edip etmediğinizi anlayabilirim" ve ardından "Gözlerinizden beyninizi okuyabilirim" demesi bizim için ayrı tırstırıcı bir olay oldu.Ama olsun sevdim ben dersi:)

-Ve şimdi size hayat idolüm olan Falih Köksal'dan bahsetmek istiyorum.Efendim kendisi bu sene aldığımız Learning dersinin hocası olup,çok büyük hayranlık duyduğum bir insandır.Derserine gidip,büyük bir hayranlık içinde,tarihe geçecek o özlü söz gibi sözlerinin dinledikten sonra, suratımızda şapşal bir sırıtma ve aklımızda milyonlarca soru ve düşünceyle ayrılıyoruz o dersten.Kendisi sanki hayatla bütün sorunlarını çözmüş,kendini dünyadan tamamen izole etmiş ama izole olduğu dünyanın da bir o kadar içinde bir insan sanırım.Anlattıkları dinlenemeye değer,öğrenciyi kesinlikle tanıyan ve anlayan,ders sonunda tam dersi bitirecekken çıkan bir şey karşısında öğrencilerinden özür dileyebilecek kadar da kibar bir insan.Akademik hayatının dışında psikolog olması da bunda ayrı bir etken sanırsam.Ama adamı görünce işte budur diyebildiğim sayılı insanlardan biridir kendisi.Saygım ve sevgim sonsuzdur.İdolümsünüz!!Tabi bir de Sevim'le farkettiğimiz başka bir konu da var ki kendisi Feridun Düzağaç'a acayip benzemekte,hele ses tonu aynı canım:))


-Bu dönem Almanca dersi almaya da başladık.Derslerimiz Allah'tan pek zevkli geçiyor.Hazırlık ortamı gibi,özlemişim o ortamı yahu:)

-20 de olduk artık:)Sağolsun sevdiklerim yalnız bırakmadılar gerek telefonla,gerek maillerle,canlarım benim ,hepiniz sağolun:))


-Bu doğum günümde kendime hediye aldım ben.Cihat Aşkın'ın İstanbulin albümüdür kendisi.İşin ilginç ve daha da önemlisi beni çok mutlu eden ksımı da şuydu ki;Grigoras Dinicu'nun "Hora Martisorului" parçasını ilk defa hocamın da çaldığı Bakırköy Klasik Müzik Oda Orkestrası'ndan dinleyip,kelimenin tek anlamıyla mest olup ve çevremdeki herkese bu beste ve bestecisinden bahsedip mutlaka dinleyin demişimdir.Cd'yi aldığım gün de aynı şeyden Sevim Hanım'a bütün otobüs boyunca bahsettiketn sonra,cd'yi aldığımda albümün son şarkısının Dinicu'nun Hora Martisorului 'si olduğunu görmek beni dünyanın en mutlu inanı yapmıştır herhalde:))Bu arada mutlaka almanızı ve dinlemenizi tavsiye ederim,eski İstanbul ve Balkan müizklerinden oluşmuş bir albüm ve tek kelimeyle harika.

-Aslında yazacağım daha bir sürü şey vardı ama unuttum be blog:((Bunuyorum ben çocuğum:(
-Ve size Dinicu'nun Hora Martisorului'sinin Cihat Aşkın yorumu,mutlaka izleyiniz:))İzlemezseniz küserim:))



http://www.youtube.com/watch?v=4lAwJRRiXl0&eurl=http://www.cihataskin.net/index_tr_video.htm

Salı, Şubat 19, 2008

Nothing to Win and Nothing Left to Lose....

-Yarın okul açılıyo blog,bir yanı istiyor ,bir yanı istemiyor.Amaan sonuçta bu kızın isteyip istememesine de aldırmıyor.Fazla takılmaması lazım.
-Geçen yazısı neymiş öyle yahu,iyice depresyona girmiş.Yok depresyon falan,hayatını değersiz şeyler için harcamamalı.Üstelik çok şükür bu kadar güzel bir hayatı varken...Demek ki bi boşluğuna denk geldi,yani neymiş hayatında boşluklar bırakmayacakmış.
-Ursula K. Le Guin'in Marifetler kitabını bitirdi bu kız.Çok da beğendi.Mutlaka okumanızı tavsiye eder.
-Kaan ve Deniz Bey bu kızı ziyarete geldiler bugün.Kuzularıyla bir güzel muhabbet etti.Konuşacak o kadar çok şey birikmiş ki, bir yerden sonra çeneleri ağrıdı:))Yarın gidiyor onlar da:((
-Dün bir işini halletmek için evden çıktı bu kız.Sokakta yürürken gördüğü bir kadın, kızı hayrete düşürdü.Sokaklarda kar,çamur ,buz gibi bin tane tehlikeli şey varken,bu kadın ince topuklu bir ayakkabıyla yürümeye çalışmaktaydı.Kokoşluğun son raddesi dedi kendi kendine.
-Bir de bu kız neden hala Andante dergisinin yeni sayısının çıkmadığını merak ediyor.
-Ne güzel demiş Yaşar Kurt "Kendimi yakaladım kaçarken kendimi..."
-Bir de "Gençliğimi aramaya çıktım, yürüyüş yapmak yasak dediler."
-Bir de "Music is my boy friend." Yeaaahh!!!:)
-Tk kitaplarını sevmedi bu kız,yahu şiirde Özdemir Asaf okumayı çok istiyordu,ama kısmet değilmiş,napalım:))Tabi yine de önyargılı yaklaşmaması lazım.Geçen dönem de aynı şeyi söyleyip Adalet Ağağoğlu'nun kitaplarını sevmişti.
-Bebek'e gitmiyordu uzun zamandır,özlemişti.
-Okul açılınca fazla bi şey yazamayacağı için şimdi acısını çıkarıyordu blogtan.
-Ve gitti....

Pazartesi, Şubat 18, 2008

Marifetler

-Bugün havadan mıdır nedir,depresyona girdim.Havadan değildir eminim aslında.Hatırlamamam gereken şeyler hatırlattım kendime.Mazoşist miyim neyim?
-Bu kadar kısa zamanda yaşadığım şeylere bi dönüp baktım.Eskiden olduğu gibi kalbim sıkıştı bi an,nefes alamadım.Sen hiç nefessiz kaldın mı diye sormak geldi içimden?Ama tek sorabileceğim kişi kendimdi?Cevabım da belliydi zaten.
-Ağlamak geldi içimden.Boğazımda bir düğüm,bastırdım hıçkırığımı.Acı çekmenin tek zararının kendime olduğunu öğrendim artık.Zor ve acı da olsa öğrendim,çektiğim hiçbir şeyin onun umrunda olmadığını da...
-Bunca acıyı tek başına taşımanın ağır geldiği zamanlarda düşündüklerim geldi aklıma...
-Uçurumun kenarında geçirdiğim günler...
-Uçurumun kenarından arkamı dönüp baktığımda beni yakalayacak bir el görememek....
-Onu hiç tanımamış olmayı dilemek...
-Gözyaşlarımı onun için harcamamayı öğrenmeye çalışmak...
-Ursula K. Le Guin'in Marifetler kitabındaki gibi bir marifetim olmasını dilemek...İstemediğin şeyleri unutturabilme marifeti...Akıldan o bölümleri silme marifeti...
-Değmeyen şeyler için gözyaşı dökmeme marifeti...

Pazar, Şubat 17, 2008

Aranıyor Sahibi Ruhumun! *


-Efendim Cuma günü Eray Bey'le Taksim'de buluşup, Cumartesi günü gittiğimiz Yunus Emre Oratoryosu için biletlerimizi aldık.Sonra oturup sohbet ettik.Efendim kendisine güzel sohbeti için çok teşekkür ediyoruz,kendisini tanıdığımız için çok mutlu olduk:))Sohbet sırasında milyonlarca şey farkettik.Mesela,şu an hayvanların insanlara saldırmalarının tek sebebi biziz efendim.Küçükken az sadistçe davranmamışız,anlattıkça farkettik:))Eray Bey'in çıkartmayı planladığı kitabından konuştuk:Melankoliyi yenmenin 102 yolu:))Kendisinin gözlerinde çakan dolar ışıklarını kaçırdık:)Otobüse binildiğinde de en manyak şöförleri tartıştık:)



-Cumartesi günü de Eray Bey,Zehra Hanım ve Zeynep Hanım'la Yunus Emre Oratoryosu'na gittik.Akm'den karlı Taksim manzarası süper görünüyordu:))Yunus Emre Oratoryosu mükemmeldi.Daha fazla anlatmayacağım,gidip kendiniz görünüz mutlaka:)Oratoryo sırasında arkamızda oturan veletlere bütün balkon olarak sinir olundu.Eray Bey'in uyarmasıyla biraz susmalarına rağmen,manyaklıklarına hala devam ettiklerine dair elimizde kanıtlar var:)Daha sonra otobüste yine aynı tipte veletler görüp onları da dövme isteği duyuldu:))


(Elimde gördüğünüz devasa boyuttaki kartopu Deniz Bey üzarinde parçalandı,ehehee:))

-Bu sabah kalkıp karşılaştığım manzara bütün kış beklediğim manzaraydı,evet kar yağmıştı ve her yer bembeyazdı.Tabi bu fırsat kaçar mı:))Kahvaltıda sonra kardeşimle hemen terasa çıktık,süründük,bağırdık,çağırdık,uçtuk.Süperdi canım:))Sonra Kaan ve Deniz Beyler geldi.Çok sevinildi.Sıcacık bir sohbet,güzel müzikler ve annemin güzel kurabiye ve çayından sonra yine terasa çıkıldı.Onlarla da coşuldu bi güzel:))Kendilerine Feridun Düzağaç'ın şu nadide parçasını armağan etmek istiyorum:))

"Dostlar bir araya geldik dünü yaşadık bugün
Kimi hüzne daldı sustu kimi
Ben düşündüm bugün
Öyle bir düşe daldım bir baktım ki sahiden ben..."


*-Mor ve Ötesi'nin Eurovizyon şarkısı da belli olmuş,beğendim.



"Bir yanım akıllı,bir yanım deli

Dört yanım akıllı,bir yanım deli

Herkes akıllı,bir ben deli."
-Bu dönem Almanca aldık,hayırlısı bakalım:)Daha da komiği bu dönem en kolay kayıt yapabildiğim dönemdi,bütün istediğim dersleri aldım çok şükür.Çarşamba da okul açılıyor.Hayırlı bir dönem olur inşallah:)

Pazar, Şubat 10, 2008

Orjinal Altyazılı İmza!!


-Ah blog,boğaz ağrısı çekti bu kız şu güzelim tatilde.Ama antibiyotik takviyesiyle geçirdi çok şükür.

-Kemanının sesi baya bi garipleşti artık,değiştirmesi farz oldu.Zaten gidip köprüsünü( tellerin altındaki tahta parça) alçalttırdı ve daha rahat çalmaya ve daha da önemlisi daha rahat vibrato çalışmaya başladı,resmen kendime olan güveni geldi tekrardan:))
-Odasını bir sürü resim ve afişle renklendirdi,daha çok beğendi:))


-Tatilde sözde bir sürü film izleyecekti ama nafile:(
-Bir televizyon programında, Borusan Oda Orkestrası'nda yer alan bir quartet(dörtlü) grubu izledi.İki keman,bir viyola,bir de çellodan oluşuyordu.Kendilerine de,enstrümanlarına da hayran kaldı:)Enstrümanlar zaten 1700 ve 1800'lü yıllardan kalma mükemmel enstrümanlardı.Bir de viyola çalan adamın viyolayı "hormonlu keman" olarak adlandırmasına da koptu:)


-Msn üzerinden do majör'ü öğrendi ve kendi başına çözerek,mutlu oldu:))Tabi hocasının yardımlarıyla:))Hocasının anlattığı öyküyü çok orjinal buldu ve koptu:))
-Bir ara sebebini bilmediği bir şekilde depresyona girdi.Depresyon demeyelim de,depresif bir hava işte.Geçti ama çok şükür:)



-Dün hayatının en güzel günlerinden biriydi bu kızın sanırsam.Ayşegül'le Taksim'e gitmişti.Her zamanki gibi Mephisto'nun önünden geçerken,kapısında asılı olan bir yazıyla kendini kaybedip,İstiklal'in ortasında çığlık atmaya başladı."Feridun Düzağaç imza günü 9 Şubat Cumartesi, 16.00-18.00"Ama albümleri yanında değildi.Kardeşi hemen getirdi.Sıraya girildi,hatta ilk sırada bu kız vardı,heyecandan yerinde duramıyordu.Söyleyecek çok şeyi vardı ama söyleyemedi.Feridun Düzağaç kızın elindeki 5 albümü görünce önce bir güldü,sonra da "Bunlar mı?" dedi.Eski albümlerini imzalarken de kapaklarına bir kez daha bakarak güldü.Kız şoktaydı.Sonunda görmüştü ve yanındaydı.Feridun Düzağaç televizyonda göründüğü gibi çok cool ve karizamtikti her zamanki gibi.Adama ne kadar hayransa imzasına da hayran kaldı.Hayatında hiç bu kadar orjinal bir imza görmemişti.Bütün gün suratında şapşal bir gülümsemeyle dolaştı. (Çekilen resimler ilerleyen günlerde yüklenecektir buraya).Akşam da Frekans programındaydı.İmza günündeki kıyafetleriyle katılmıştı.Mor sweat'ine hayran kalmştı bu kız.Dedi ya hem karizmatik hem de çok cool:)Onun gibi adam yok:)


-O gün Recep Bey'le konuşuldu telefonda,pek gülündü:)

-Bugün de Ceren'le eski dersanesine hocalarını görmeye,Yüksel Hoca'sıyla sohbet etmeye gitti.Hocaları saçlarını beğendi.Hepsini çok özlemişti:)İnsan hocalarıyla böyle arkadaş gibi olabilmeliydi:)Yüksel Hoca'sı ve Ceren'le beraber bir pastanede oturup yaklaşık 5 saat konuştular, sıkılmadılar.Konuşacak ne çok şey birikmişti.Aileler,hayat,bakış açıları,öğrenciler,zaman.Çok güzel bir sohbet oldu:)En kısa zamanda tekrarlanması dileğiyle:)Burdan da her ikisine de teşekkür eder bu kız:)İyi ki varsınız yahu:)

-Bir Feridun Düzağaç şarkısıyla bitirmek istedi yazısını bu kız.
"Şu üç günlük yalan dünyada
Fikrimiz,düşümüz belada
Sana dokunamadıkça anlmaz hayattan sefil içim.
Seni bir kere daha yitirmeyi, kaldırabilemiyor içim
İçinde beyaz yalanlar olsa da, bu şarkı senin için."
-Feridun Düzağaç'ı seviyor:)

Pazar, Şubat 03, 2008

İçine Atma,Patlarsın!


-Recep Bey teşrif ettiler İstanbul'a.Salı günü buluşmayı planlıyorduk ama soğuk hava dalgası yüzünden başarılı olamadık.Salı akşamı,birbirimizi gaza getirerek, ertesi gün kendimizi Beşiktaş'ta bulduk.Donduk:)Biraz gezdikten sonra,baktık kar da çok fena yağıyor (kar tanecikleriyle de olsa kar oynadık bu arada:)) kendimizi Pizza Hut'a attık.Baya bir süre oturduk.Çok güldük,çok eğlendik valla.Pek sevdik sizi Recep Bey:)Ayşegül verdim seni gitti kızım:)

-Perşembe günü de Beyazıt,Eminönü civarları gezildi.Cumhuriyet'in ilk bankasına gidildi,bi güzel gezildi.Çok da beğenildi.Tavsiye ederim mutlaka gidin,Sirkeci tarafında sanırım:)Hayran kalındı müzeye.Çok da güzel bir resim alındı.Resmi görür görmez almaya karar verdim.Sonra kocaman şeyi nasıl taşıycam diye düşündüm.Kıvrılabilir dedim,kıyamadım,böyle taşırım dedim,satan adama verdim.Adam hiç acımadan kıvırdı kağıdı:((Tamam ezilmedi ama ne biliym içim gitti yahu:)

-Yine güzel pasajlar bulundu ve gezildi.Ayşegül ve Recep'in bavul almak için fiyat sordukları amca,bizi garip bi yere götürdü bavulları göstermek için,tırstık,hatta komplo teorilerine başladık hemen "Kahretsin buranın camları da demirli nasıl kaçıcaz?" gibilerinden:)
(Kasadaki çikolatalar:)))

-Recep Bey'e trafik dersi verirken,kendim kalıyordum arabanın altında,sağolsun kurtardı kendisi, ehhee:))

-Yazın Muğla'ya gitmem konusunda ısrar edildi.Anne faktörünü çözer çözmez ordayım zaten de işte:)
(Kişisel kasalar)

-Recep ve Ayşegül 'ün hediyeleri olan kalemkutu ve kedili şey pek bi sevildi,tekrar çok teşekkür ederim:)
(Kişisel kasalardan biri,kahve öğütme makinesi ve fincanı)

-Kendileriyle pek bi eğlenildi,Recep Bey pek bi sevildi,dediğim gibi Ayşegül verdim gitti çocuğum:)Merak etme Recep,salla İyor'u,kaçmaz o eşşeğe bu kız,ehehee:))

-Geçen bir ara gazeteden palyaço fobisinin ismini öğrenmişti bu kız,ama unuttu,palyaçolardan nefret eder de :)
(Bu koridora hayran kaldı)

-Bir ara bir kafede otururken bir adam görmüştü bu kız taaa Gizem'le Folklorama'ya gittikleri akşam.Adamı tanıyordu ama nerden tanıdığını bir türlü çıkaramamıştı.Seminerine gittiği psikolog olduğunu düşündü bir ara ama içinden bir ses adamın türk sanat müziğiyle bir ilgisi olduğunu söylüyordu.Geçen gün o adamın kim olduğunu buldu.Adam İsmek'teki ud hocasıydı,kendi kendini tebrik etti.
(Bankanın telefonları)

-Geçen akşam oturdu,evde tek başınaydı,cipsini,çayını aldı, Neşeli Ayaklar filmini izledi.Kendisini o neşeli ayaklar gibi yalnız hissetti birden,dışlanmış ve sarılacak kimsesi yokmuş gibi...


-Filmde en beğendiği cümle "İçine atma, patlarsın.." oldu.Ne kadar da içine atmıştı bir zamanlar aslında.


-Penguenlerin kendi müziklerini söyleyip,eşlerini de ona göre bulmaları çok hoşuna gitti.Ne güzel bir şeydi sadece müzikle bile anlaşabilmek.
(Bu kalemkutuya "Homidik" ismini verdi.)

-Cuma günü Edanur ve Ebru Hanım geldiler.Pek özlemişti onları.Bir güzel oturdular,sohbet ettiler,yemek yediler,güldüler.Eda Hanım akşama eve dönecekti,evde kimsecikler yoktu, Ebru Hanım ve bu kızın da birden aklına esti ve Eda'yı bırakırken kendilerini de Taksim'e attılar.Saat 9 buçuk gibi eve döndüler.Az sonra da bu kızın annesi babası geldi zaten.Yine yemek yediler,sonra Ebru Hanım'ın Kaan'ıyla konuştular.Müzik dinlediler.Eski günlerden konuştular,resimlere baktılar.Gecenin 3'üne kadar konuştular.O'ndan bahsettiler.Neden her şeyin bu hale geldiğini konuştular,sonra da uyudular.

-Ayşegül ve Recep'le gittikleri müzede kişisel kasalara "Siz neyinizi saklamak isterdiniz?" adı altında bir sürü kişisel eşya koymuşlar.Oyuncak bir ayı,plak,okul karnesi,ilkokul defteri ama en güzeli yukarda resmini koyduğum çikolatalardı:)

Pazartesi, Ocak 28, 2008

İşte o buydu!

-Yine geldi bu kız.Canı sıkıldı,yine saçmalamak için geldi.


-Ayın 22'sinde çıkan yeni Feridun Düzağaç albümü,depresyona soktu bu kızı.Napsın o günden beri başka hiçbir şey dinlemiyordu ki,dinleyemiyordu.


-Dün tatil başladığından beri ilk defa evde oturdu.Çizgi film izledi hatta.Tom ve Jerry vardı.Önceki halleriyle hem de.Yeni hallerini beğenmemişti,ne renklerini ne de çizimlerini.Bazı konularda geri kafalıydı hala,olmalıydı da.Tom'un çığlık atmasına hayrandı.Ne harmonik bir çığlıktı o öyle.Yalnız bu kız,ingilizce ve türkçe kelimeleri iyice karıştırmaya başlamıştı,harmonik değil de armonik olması gerekmiyor muydu bunun?

-Geçen akşam trt2'de "İnsanlık Hali" programını izlemişti.Çok sevmişti o programı da, sunucusunu da.Falih Köksal da katılmıştı üstelik geçen bir programlarına.Bu hafta da müzikterapi hakkında konuşuyorlardı,hatta Cihat Aşkın da vardı programda.Kemanını konuşturdu yine.



-Programın müzik grubunun gitaristi, müziğin aslında sadece iki türü olduğunu söyledi:"İyi ve kötü müzik."Sonra Fahir Atakoğlu'nun sözleri geldi aklına:" İyi müzik, kötü müzik yoktur,iyi müzisyen,kötü müzisyen vardır demişti."Hak verdi ikisine de.

-Ayşegül'ün Recep Bey'i geldi Hatay'dan.

-Bu kız yine bir şeyler örmeye başladı.

-O nefret ettiği Blendax reklamını izlerken içinden:" Allah'ın canım Can'ı,titre ve kendine gel,bir kıytırık şampuana ruhunu şeytana satma." dedi.Sinir oluyordu o kıza da ,"canım Can'a " da.Ne haliniz varsa görün dedi.

-Sabah haberlerini sunan iki spikerden birinin bir şeyi yanlış okumasının ardından,spikerler arasında başlayan,daha sonra çocuklarının ve yeğenlerinin karnelerine kadar uzayan muhabbeti izledi.Çay, kahve falan ikram etmek geldi içinden.

-Okulun başlamasını istemiyordu.Çünkü bıkkınlı