-Çok yoğun ve yorucu bir haftaydı blog. 





ne varsa ne ne yoksa hiç yok,ne yok anlam ki faydasız...
-Çok yoğun ve yorucu bir haftaydı blog. 





-Bilmem ki nasıl olmalı.
-Şarkılar insanı ağlatmamalı.
-Ağlayınca nolacak ki dememeli.
-Kalkıp o camı açmalı.
-Feridun Düzağaç bu kadar içten yazmamalı bu şarkıları.
-Sürekli gülmeli.
-Her gün keman dersi olmalı,okul olmamalı.
-Yorulmamalı,bıkmamalı...
-Hayattan bezmemeli.
-Boşluğa düşmemeli.
-Hayattan bir şeyler beklememeyi öğrenmeli.
-Konserlere gitmeli.
-Düşünmemeli.
-Hayal etmeli mi,etmemeli mi?
-Hayal ederken korkmalı mı,korkmamalı mı?
-Soru işaretleriyle baş edebilmeli.
-Daha cesur olmalı.
-Geçmişte cesaretsizliği yüzünden kaybettiği onca şeyi hatırlamalı.
-Saçmalamalı.
-Abartmamalı.
-Sevgili okur,evet evet sen!!Bu yazının bir konusu olmasını bekleme,bak uyarıyorum şimdiden,okuma hatta istersen!!Ama ne zaman yazılarımın konusu oldu ki??
-Alakasız bir zamanda,alakasız bir yazıyla burdayım yine.Evet canım sıkıldı.
-Ben her şey çok iyi gittiği zaman korkan insanlardanım blog.
-Kendi kendime hayatın çelişkilerini sorguluyorum saçma sapan bir biçimde.Sonuç mu??Tabi ki bir sonuç yok.Mesela neden ben deli gibi istediği halde radyoda bir Feridun Düzağaç şarkısı çalmaz da,ben depresyondayken arka arkaya hepsi çalar??Daha fazla göçmem için mi?Kesinlikle öyle, hatta Killing Me Softly!!
-Sorguladığım başka bir şey de "Gerçek miydi tutunmaya çalıştıklarım" cümlesinin de anlattığı gibi zamanında hayata tutunduğum şeyler...
-Otobüste camın açık olmasını seven insanlardanım ben.Tabi hava aşırı derecede soğuk olmadığında.Herşey ne güzeldir,yavaş yavaş eser rüzgar,saçlarınızı uçuşturur,bir de güzel bir müzik çıkar o sırada,her şey iyidir.Sonra önünüzde oturan ve büyük ihtimalle saçımı yeni yaptırdım şimdi uçuşup bozulmasın mantığında olan bir zat şak diye kapatıverir camı.Ne rüzgar kalır ne de iyi bir şey.Dedim ya her şey çok iyi gittiğinde korkan insanlardanım ben,biri çıkıp böyle şak diye kapatır camını,engeller iki gıdımlık rüzgarı da...
-Ben daha demin masamda güzel güzel ders çalışmaya çalışırken,kendimi burada buluyorum birden, nedendir bilinmez.İşte bu bahar tatilindeki bütün olayım bundan ibaretti,kendimi bilgisayar başında film izlerken bulmak,hatta dedim hep bahar tatili olsa da ,hep film izlesek.Bu hafta izlenen 5 filmden 4'ü Tim Burton imzalıydı.Kendisinin hayranıyım,delisyim.Ki hele gözde oyuncusu ve yakın arkadaşı Johnny Depp'le bir araya gelince tek kelimeyle harikalar yaratıyor.Son filminde daha iyi anladım bunu.En beğendiğim film o film olduğundan en son ondan bahsedeceğim:)
-Evet 5 filmden Tim Burton imzalı olmayanı ise izlemediğim için kendimde büyük bir eksiklik olarak gördüğüm Amelie idi,ki gerçekten öyleymiş.Müziklerinin hastasıydım,filmin de olduk şimdi.Çok tatlı bir film canım,izlemeyenleriniz varsa izleyin mutlaka.
-Filmdeki, evdeki gerginlikten dolayı sürekli kendini akvaryumundan atıp intihar etmeye çalışan psikopat balığı çok sevdim:))Bir de kızın sürekli hayatı kaçırıyor olması,pek bir tanıdık geldi.
-Amelie'nin sinemaya gittiğinde insanların yüzlerini incelemesi ve ayrıntıları yakalamayı sevmesi de çok tanıdık geldi:))Fransız filmlerini seviyorum:)
-Diğer bir film de Beterböcek'ti.Çocukken izlemiştim aslında, ama hatırladılarım çok silik olduğu için bir kere daha izlemek istedim,çocukken de sevmiştim ve hala seviyorum:)
-Diğeri ise yine Tim Burton imzalı Sleepy Hollow (Hayalet Süvari).Johnny Depp diyorum daha ne diyeyim.Yalnız adamın filmde en ufak bir şeyde zırt pırt bayılması içimden "Adam cinayeti çözemeden psikolojik olarak göçtü zaten." gibi bir yorum yapmama sebep oldu.Komik ve içtendi:))
-Veeeeeeee işte mükemmel bir film.Sweeney Todd:Fleet Sokağı'nın Şeytan Berberi.Hayatımda hiç bu kadar harikla bir dehşet filmi izlememiştim.Filmin müzikal tadında ilerlemesi ayrı bir güzeldi zaten.
-Bu adama hayran kalınmaz mı şimdi,karizma ve mükemmel bir oyunculuk.Filmde psikopat bir adamı canlandırıyor.Ama kendine göre sebepleri var.Tabi bu sebepler bu kadar aşırıya kaçmasını gerektirir miydi bilemem:))Bir de Sweeney Todd rolünde başka birini düşünmeye çalıştım,hayır olmadı.Johnny Depp'ten başkası yapamaz gibime geldi,siz ne düşünürsünüz bilmiyorum:)Adamın rolden role bu kadar kolay ve harika bir biçimde bürünebilmesi ve hiçbir rolün üzerinde kalmaması takdire şayan bence:))Alan Rickman da mükemmeldi tabi:))
-Evet film muhabbetinden sonra biraz da gerçek dünyaya dönelim:))Geçen gün pazara gittim.Evet yanlış okumadınız pazara gittim:(Bildiğin pazar ortamı ,ne olabilir ki,ayrıca pazarlar insanlara alışveriş çılgınlık ve manyaklıklarının gözlemlenebildiği en iyi mekanlardır bence:)Neyse efendim,hani bilrsiniz pazarlarda,kesekağıtlarının üzerine ne sattılarını ve fiyatlarını yazarlar (sanki ben ne sattığını göremiyorum,okumadan anlamam),ki genelde bunları yanlış yazarlar,misal domates yerine domatis gibi.Heh,işte ben bu domatesin domatös halini görmüş bir insanım,yahu domatis'i anladık,tamam anlamadık belki alıştık diyelim ama domatös ya domatös yani!!!Tabi bir de "Organik tatı var" gibi bir uyarı da vardı üzerinde.Heyt be!
-Bu arada geçen gün gazetede okuduğuma göre akordu bozulmayan,daha doğrusu bozulduğunda otomatik olarak akordu kendi yapan bir gitar üretmişler.Ne süper değil mi,bunun keman versiyonunu da yapar mısınız,lütfeen:))
-Bir de ilk olarak Björk'ten dinlediğim ve çok beğendiğim Gloomy Sunday şarkısı meğersem Tori Amos'a aitmiş.İkisi de çok güzel söylüyor bence:))
-Badem'in "Geceyedir Küsmelerim" parçasını dinlemenizi de tavsiye ederim ayrıca:))
-Çarşamba günü bugün 23 Nisan neşe doluyor insan diyerekten,birkaç gün önceden liseden 5,6 vatandaş bir buluşma ayarladık,ya da buluşamama mı demeliyiz bilmiyorum.Haticeye değil neticeye bakarımcı bir insansanız,netice şudur ki,buluşmada sadece Ceren ve ben vardık(cümleye koş).Kısacası herkesin son dakika işi çıktı ve fena biçide ekildik azizim.Bundan sonra buluşma ayarlamak mı,asla,görüşmek isteyen arar abi,bu kadar,nokta!!!
-Asıl plan Beyazıt'ta buluşmaktı ama baktık hava güzel,deniz güzel,yelken yeter bize,Bebek'e gitmeye karar verdik.Otobüse bindik,Emirgan'da inelim dedik,sonra kararsızlar tayfası olarak bu sefer de Kireçburnu'na gittik.Hava mükemmeldi gerçekten.Kireçburnu fırınından alınan sıcak poğaçalarımızı yedik deniz kenarında.Konuştuk,güldük,özlemişiz.Baya bir yürüdük sonra.
-Ardından Bebek'e geri döndük,amacımız ve hedefimiz dondurmaydı.Hayatımda ilk defa dondurma sırasına girdim yahu:)
-Trafik öldürücü bir haldeydi.Elimde olsa inip Taksim'e yürürdüm yani.Hatta Bebek'e dönerken Ceren'le otobüsten indikten sonra,dondurmalarımızı yer,biraz gezer,yine gidip aynı otobüsü yakalarız gibi bir düşünce vardı aklımızda.
-Sanki neden sınavlar varken hava çok güzel olur da,tam tatil zamanı bu kadar kötü bir hale gelir?
-Bir de neden bu kız tarihleri karıştırır,hocasının konserini bu hafta zannedip sevinmişti halbuki,meğersem geçen Cuma'ymış,bunu farketmesi yıkım oldu.
-Evet bahar tatilindeyiz,ama hava pek baharımsı değil sanki.
-Yahu bir de bu babetler niye bu kadar abuklaşmış canım,ya güzelim babetin üzerinde dana kadar altın sarısı bir toka.Hiç sevmem.Bez babet devrimi yapacağım haberiniz ola!!Yahu çok mu zor,siyah ve düz, deri,tokasız bir babet yapıp satmak.
-Ya aklımda yazacak milyonlarca şey oluyor ama yazmaya başlayınca gidiyor hepsi,tövbe tövbe!!Bunadık azizim!!


-İşte üniversite hayatının kısa bir özeti blog.Bir de otobüste radyo dinlerkene,daha önceden hiç dinlemediğin bir şarkı çıksa ve sen içinden ne kadar da Feridun Düzağaç tınısı var,bak onun şarkıları gibi başlıyor gibi bi şey düşünsen ve ardından Feridun Düzağaç o sıcak sesiyle şarkıyı söylemeye başlasa ne hissederdin?Evet ben de çok mutlu oldum:))

-Bak bu da neurosceince sınavından önceki hal,kafayı yemişim ve suratımda "Ne halt yicez abi bu sınavda" gibi bir ifade var.

-Evet bence de,yeaaahh!!:))

-Tamam anladık,sınav öncesi durumları!!

-Di mi ,di mi!!!

-Bu da yeni başladığımız yağlıboya tablosu,çabuk ilerliyor kendisi ve bir önceki resme göre daha çok sevdim bunu,alınmasın ama öyle ,napayım!!

-Güzel bir gün batımı!

-Learning kitabımızın kapağı da çok cooldur yahu!!

-Evet yine gün batımı!

-Ders notu, ders notu,kitap,sınav,deli manyak!!

-Ve uzun zamandır oturmadığım petekler!!
-Az yazı çok fotoğraf şeklinde bir yazı oldu,sevdim kendisini,gözüm tuttu seni evlat.Çekilebilirsin!!









-Aslında yazıyı yarın yazmaya karar vermişti ,henüz fotoğrafları bilgisayara atamadı,ama yazısını bu akşam yazayım,fotoğrafları da yarın eklerim diye düşündü.
-Garip bir ruh haliyle geçen birkaç günden sonra,Perşembe günü,bu kız okuldan çıktı,manyak ötesi bir trafik vardı.2 saatte Taksim'e geldi,hatta gelemedi,çünkü otobüs Gümüşsuyu'nda kaldı,o da inip yürüdü.Taksim'e geldiğinde bir an gözlerine inanamadı,meydan kapatılmıştı,her yer polis kaynıyordu.İşin daha da ilginç kısmı Athena orda konser vermekteydi.O an için tek önemli soru vardı,eve nasıl gidecekti?Etrafta otobüs yoktu.Çok uzun süre uğraştıktan ve bekledikten sonra otobüslerin kalkış yerini buldu,bu arada da Athena dinledi,şarkı sözlerine içinden binlerce karşılık verdi:
Athena:Mürekkep sıcak ama yazmadım...
Hanife:Ben yazdım canım,sen hiç merak etme,geçen konserden kalanları da biriktirip,onları da yazdım ,alıcam bunun intikamını...
Athena:Yaşamak var ya...
Hanife:Yok canım yaşamak falan,ne yaşaması,eve bile gidemiyorum.
-En komik ve ilginç olanı da annesiyle yaptığı konuşmaydı herhalde:
Hanife:Anne ya ben Taksim'de mahsur kaldım.Yok otobüs falan gelemiyorum.
Anne:Ne?Yine mi?Bu sefer nolmuş?
-Evet artık Taksim'de kalmak bir alışkanlık haline gelmişti ne de olsa.Evet bütün bunların sebebi Pekin Olimpiyatları için meşale yakma olayıydı.İçinden o meşaleyi bir daha yanmamak üzere söndürmek geldi.Yapılan organizasyona,daha doğrusu yapılamayan organizasyona da lanet okudu.
-3 buçuk saatlik bir yolculuktan sonra eve varabildi.
-Hala "Denizde Akşam" şarkısını çözmeye çalışmakta.
-Almanca dersinde kitapta yazılan o saçma mektuptaki Tiramisu isimli köpeğe karşılık ,Sevim'le yazdıkları mektupta köpeklerinin ismini Sütlaç koydular (hakiki Türk tatlısı:))
-"Solfej dersi=gül,eğlen,coş,öğren,ufkun genişlesin.... gibi bir denklem kurabilir miyiz?" diye düşündü bu kız.Evet kurulabilirdi.Bu Cumartesi solfej hocasının "Ne dinliyorsun?" diye sorması ve kızın verdiği "Süper Baba'nın müzikleri" cevabından sonra hocanın da o diziyi ve müziklerini çok sevdiğini öğrendi.Dizi müziklerinden bahsedildi.Bu hafta solfej dersindeki başka ufuk açıcı bir şey de ,hocanın anlattığı, dönemlerin politik yapıları ve bunların müziğe yansımasıydı.Kız ağzı açık kalmış bir biçimde dinledi.Bir nota gamından ,o dönemin siyasi yapısını çıkarmak mümkündü o zaman,evet mümkündü.Müzik böyle bir şeydi işte.Dünyada hiçbir şey olmasa,sadece müzik olsa,yine olurdu:))

-Artık bu kızın blog yazıları,haftalığa dönüştü.Pazar günleri yazıyor,her Pazar.
-Kötü bir hafta ve kötü günler geçirdi, gerçek arkadaşlar sayesinde hala ayakta,sağolun.
-Bu hafta okulun manzaralarında daha çok oturdu.
-Cuma günü çok kötü bir gün geçirdi,morali çok bozuldu ama akşam ne olursa olsun hocasının konserine gidecekti.İçinde konser çok iyi gelecekmiş gibi bir his vardı.Zehra'yla buluştu,konuştu,konuştu,dinledi,rahatladı biraz daha.Konser öncesi hocasını gördü.Konser yine mükemmeldi.Bu kıza ve Zehra'ya,o akşam çalınan her beste çok duyguluymuş gibi geldi.Dokunsalar ağlayacaklardı yani, o derece.
-Asıl mükemmel sürpriz konserin sonundaydı.Oğuzhan Balcı konuşmaya başladı.Daha önceden çaldıkları bir parça çok beğenilmiş ve tekrar çalınması için bir sürü telefon gelmişti.Kızın içinde "Dinicu,lütfen Dinicu" sözü geçti.Sonra Oğuzhan Balcı "Macar besteciden" dediği anda kız sevinç çığlıkları attı resmen.Evet ,evet hiç bu kadar mutlu olmamıştı.Kendini kötü hissettiği her an karşısına çıkan bu şarkı,yine yapmıştı yapacağını,moralini bir anda yerine getirdi kızın.Parçayı suratında şapşal bir gülümsemeyle dinledi.Konser çıkışı yine her zamanki gibi suratlarında o şapşal gülümsemeden vardı.Seviyordu bu gülümsemeyi.Ve bu gülümsemeyi bu kızın suratına yerleştirebilen sayılı şeylerden biri de bu orkestranın konserleriydi:)İçinden teşekkür etti:)
-Optio Hanım'la konuştu,ona da burdan teşekkürü bir borç bilirim,sağol canım,iyi ki varsın ve lütfen kendine dikkat et:))
-Keman kursundan ilk senenin sertifikasını aldı.


















(bu resmi çekerken o çok sevdiği Hora Martisorului'yi dinlemekteydi)
-Okul yeni açıldı ama bu kız sıkıldı bile blog,napcak bu kız kendisiyle??
(bu çiçeklerin rengini çok beğendi.)



-Evet blog biliyorum uzun zaman oldu yazmayalı,ama bunu tartışmayalım şimdi yahu,biliyosun okullar açıldı.Bir de başımda neuroscience gibi bir ders var ki bu dönem ne yapacağımı bilememekteyim.Ders gerçekten çok ilginç,beyin falan ama,fena zorlayacak sanırım.Sanırım değil,eminim hatta:))Zaten hocanın ilk derste "Gözlerinize bakarak dersi takip edip etmediğinizi anlayabilirim" ve ardından "Gözlerinizden beyninizi okuyabilirim" demesi bizim için ayrı tırstırıcı bir olay oldu.Ama olsun sevdim ben dersi:)
-Ve şimdi size hayat idolüm olan Falih Köksal'dan bahsetmek istiyorum.Efendim kendisi bu sene aldığımız Learning dersinin hocası olup,çok büyük hayranlık duyduğum bir insandır.Derserine gidip,büyük bir hayranlık içinde,tarihe geçecek o özlü söz gibi sözlerinin dinledikten sonra, suratımızda şapşal bir sırıtma ve aklımızda milyonlarca soru ve düşünceyle ayrılıyoruz o dersten.Kendisi sanki hayatla bütün sorunlarını çözmüş,kendini dünyadan tamamen izole etmiş ama izole olduğu dünyanın da bir o kadar içinde bir insan sanırım.Anlattıkları dinlenemeye değer,öğrenciyi kesinlikle tanıyan ve anlayan,ders sonunda tam dersi bitirecekken çıkan bir şey karşısında öğrencilerinden özür dileyebilecek kadar da kibar bir insan.Akademik hayatının dışında psikolog olması da bunda ayrı bir etken sanırsam.Ama adamı görünce işte budur diyebildiğim sayılı insanlardan biridir kendisi.Saygım ve sevgim sonsuzdur.İdolümsünüz!!Tabi bir de Sevim'le farkettiğimiz başka bir konu da var ki kendisi Feridun Düzağaç'a acayip benzemekte,hele ses tonu aynı canım:))
-Bu dönem Almanca dersi almaya da başladık.Derslerimiz Allah'tan pek zevkli geçiyor.Hazırlık ortamı gibi,özlemişim o ortamı yahu:)
-20 de olduk artık:)Sağolsun sevdiklerim yalnız bırakmadılar gerek telefonla,gerek maillerle,canlarım benim ,hepiniz sağolun:))
-Bu doğum günümde kendime hediye aldım ben.Cihat Aşkın'ın İstanbulin albümüdür kendisi.İşin ilginç ve daha da önemlisi beni çok mutlu eden ksımı da şuydu ki;Grigoras Dinicu'nun "Hora Martisorului" parçasını ilk defa hocamın da çaldığı Bakırköy Klasik Müzik Oda Orkestrası'ndan dinleyip,kelimenin tek anlamıyla mest olup ve çevremdeki herkese bu beste ve bestecisinden bahsedip mutlaka dinleyin demişimdir.Cd'yi aldığım gün de aynı şeyden Sevim Hanım'a bütün otobüs boyunca bahsettiketn sonra,cd'yi aldığımda albümün son şarkısının Dinicu'nun Hora Martisorului 'si olduğunu görmek beni dünyanın en mutlu inanı yapmıştır herhalde:))Bu arada mutlaka almanızı ve dinlemenizi tavsiye ederim,eski İstanbul ve Balkan müizklerinden oluşmuş bir albüm ve tek kelimeyle harika.
-Aslında yazacağım daha bir sürü şey vardı ama unuttum be blog:((Bunuyorum ben çocuğum:(
-Ve size Dinicu'nun Hora Martisorului'sinin Cihat Aşkın yorumu,mutlaka izleyiniz:))İzlemezseniz küserim:))
http://www.youtube.com/watch?v=4lAwJRRiXl0&eurl=http://www.cihataskin.net/index_tr_video.htm
-Yarın okul açılıyo blog,bir yanı istiyor ,bir yanı istemiyor.Amaan sonuçta bu kızın isteyip istememesine de aldırmıyor.Fazla takılmaması lazım.
-Geçen yazısı neymiş öyle yahu,iyice depresyona girmiş.Yok depresyon falan,hayatını değersiz şeyler için harcamamalı.Üstelik çok şükür bu kadar güzel bir hayatı varken...Demek ki bi boşluğuna denk geldi,yani neymiş hayatında boşluklar bırakmayacakmış.
-Ursula K. Le Guin'in Marifetler kitabını bitirdi bu kız.Çok da beğendi.Mutlaka okumanızı tavsiye eder.
-Kaan ve Deniz Bey bu kızı ziyarete geldiler bugün.Kuzularıyla bir güzel muhabbet etti.Konuşacak o kadar çok şey birikmiş ki, bir yerden sonra çeneleri ağrıdı:))Yarın gidiyor onlar da:((
-Dün bir işini halletmek için evden çıktı bu kız.Sokakta yürürken gördüğü bir kadın, kızı hayrete düşürdü.Sokaklarda kar,çamur ,buz gibi bin tane tehlikeli şey varken,bu kadın ince topuklu bir ayakkabıyla yürümeye çalışmaktaydı.Kokoşluğun son raddesi dedi kendi kendine.
-Bir de bu kız neden hala Andante dergisinin yeni sayısının çıkmadığını merak ediyor.
-Ne güzel demiş Yaşar Kurt "Kendimi yakaladım kaçarken kendimi..."
-Bir de "Gençliğimi aramaya çıktım, yürüyüş yapmak yasak dediler."
-Bir de "Music is my boy friend." Yeaaahh!!!:)
-Tk kitaplarını sevmedi bu kız,yahu şiirde Özdemir Asaf okumayı çok istiyordu,ama kısmet değilmiş,napalım:))Tabi yine de önyargılı yaklaşmaması lazım.Geçen dönem de aynı şeyi söyleyip Adalet Ağağoğlu'nun kitaplarını sevmişti.
-Bebek'e gitmiyordu uzun zamandır,özlemişti.
-Okul açılınca fazla bi şey yazamayacağı için şimdi acısını çıkarıyordu blogtan.
-Ve gitti....
-Bugün havadan mıdır nedir,depresyona girdim.Havadan değildir eminim aslında.Hatırlamamam gereken şeyler hatırlattım kendime.Mazoşist miyim neyim?
-Bu kadar kısa zamanda yaşadığım şeylere bi dönüp baktım.Eskiden olduğu gibi kalbim sıkıştı bi an,nefes alamadım.Sen hiç nefessiz kaldın mı diye sormak geldi içimden?Ama tek sorabileceğim kişi kendimdi?Cevabım da belliydi zaten.
-Ağlamak geldi içimden.Boğazımda bir düğüm,bastırdım hıçkırığımı.Acı çekmenin tek zararının kendime olduğunu öğrendim artık.Zor ve acı da olsa öğrendim,çektiğim hiçbir şeyin onun umrunda olmadığını da...
-Bunca acıyı tek başına taşımanın ağır geldiği zamanlarda düşündüklerim geldi aklıma...
-Uçurumun kenarında geçirdiğim günler...
-Uçurumun kenarından arkamı dönüp baktığımda beni yakalayacak bir el görememek....
-Onu hiç tanımamış olmayı dilemek...
-Gözyaşlarımı onun için harcamamayı öğrenmeye çalışmak...
-Ursula K. Le Guin'in Marifetler kitabındaki gibi bir marifetim olmasını dilemek...İstemediğin şeyleri unutturabilme marifeti...Akıldan o bölümleri silme marifeti...
-Değmeyen şeyler için gözyaşı dökmeme marifeti...

(Elimde gördüğünüz devasa boyuttaki kartopu Deniz Bey üzarinde parçalandı,ehehee:))







(Kasadaki çikolatalar:)))
(Kişisel kasalar)
(Kişisel kasalardan biri,kahve öğütme makinesi ve fincanı)
(Bu koridora hayran kaldı)
(Bankanın telefonları) 

(Bu kalemkutuya "Homidik" ismini verdi.)
-Yine geldi bu kız.Canı sıkıldı,yine saçmalamak için geldi.


